Reklam

11 Ocak 2019 Cuma

Duygusal Emek Diye Bir Şey Var


Duygusal emek, Çalışma yaşamında, çalışanların hizmet verdikleri süre içerisinde, kendilerinden beklenen duyguları sergilemeleridir.

Günümüzde Hizmet sektörü, çalışan sayısı bakımından diğer sektörlerin önüne geçmiştir. Bu durum çalışanların duygularını kontrol edebilmelerini öğrenmelerini ve buna göre hareket etmeleri gerekliliğini öne çıkarmaktadır.


Çalışma yaşamanın en önemli faktörü insandır. İnsan ilişkilerinin ve bağımlılıklarının oluşmasında duyguların payı çok büyüktür. Giddens gibi sosyologların risk toplumu (Giddens 1991, Beck 1992) olarak betimlediği günümüz dünyasında bireyler duygu alışverişine daha fazla önem vermektedir. Zira modern yaşam bireyleri geleneksel çevrelerinden uzaklaştırmış, formel normlarda düzenlenmiş ortamlarda yaşamayı gerektirmektedir. Bu gereklilik davranışların normatif kurallara uygunluğu beklentisini yaratmış, duygusal alışverişin ilişkilerde payını azaltmıştır. Günümüz müşterisi açısından herhangi bir üretime olan talep adeta duygu tatminine yönelik bir taleple bütünleşmiştir.(Süleyman Demirel Üniversitesi Vizyoner Dergisi yıl: 2016 Cilt:7 sy:16 sayfa 130-154)Özkaplan’a göre duygusal emek, Firmaların müşteriye sattığı pakettin bir parçasıdır. Sanayi işçisinin kol gücünü , bilgi teknolojisi işçisinin  beyin gücünü sattığı gibi, duygu işçisi de bir şekilde duygularını satmaktadır. (Özkaplan 2009:19)Duguların çift yönlü etkileşiminin olmasına rağmen , çalışma yaşamındaki ilişkiler açısından duygular , daha çok müşteri memnuniyeti açısından ele alınmaktadır. İnsanların iş hayatlarının dışında evde aileleriyle , sosyal çevrelerinde arkadaşları ile olan ilişkileri kendi duygu durumlarını belirlemektedir. Fakat bu durum profesyonel iş hayatı adını vermiş olduğumuz günümüz iş hayatında konrol edilmesi zorunlu olan bir durum haline gelmiştir.

Bankacılık Sektörü, Turizm Sektörü gibi emek yoğun iş sahalarında yapılan araştırmalarda ortak sonuç çalışanların ,  müşterilerin artan yoğun taleplerine her zaman her durumda karşılayabilmesi beklenmektedir. Bu beklenti, örgüt açısından müşteri kazanımı ve müşteri açısından memnuniyet anlamına gelmektedir. Peki bu durum çalışan açısından nasıl değerlendirebilecektir sorusuna birkaç yönden bakabiliriz. İlki çalışanın müşteri memnuniyeti sağlaması ile hem müşteriden hem de iş verenden onay alması öz saygının artmasına ve daha yüksek bir performansla çalışması anlamına gelebilir. Bu süreç müşteri memnuniyeti sağlandıkça devam edebilir, diğer taraftan İş gören bu memnuniyeti sağlayamazsa kendini yetersiz hissedip, kendini daha çok zorlayarak psikolojik olarak kendini baskı altında hissedebilir. Aynı şekilde iş yaşamında çalışma arkadaşlarımızı kendimiz seçemediğimizden duygularımızı kontrol etmek bu bakımdan da üzerinde durulması bir durum haline gelmektedir.
Daha önce bahsettiğimiz duygu alışverişi iki kişi arasında olması gereken bir durum olduğundan, müşterinin ihtiyaçları karşılanırken, çalışan bu konuda eksiklik hissedip, zarar görebilir.Günümüz çalışma hayatında iş gören unsurunun en önemli rekabet faktörlerinden biri olduğunu hatırlayacak olursak, duygusal emek sürecinin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi, hem iş gören hem de müşteri açısından olumlu sonuçlar doğuracaktır.

8 Ocak 2019 Salı

İSTANBUL'DA BEKAR KADIN OLMAK- KİTAP İNCELEMESİ


Kitabın  yazarı Ceren Lordoğlu 1977 yılında İstanbul’da doğmuştur. Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde yüksek lisans,  Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Şehir Ve Bölge Planlama bölümünden doktora derecesini aldı. 200-2002 yılları arasında ODTÜ Toplumsal Cinsiyet Ve Kadın Çalışmalar anabilim dalında araştırma görevlisi olarak çalıştı.2012 yılından beri Mimar Sinan Güzel Sanatlar Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde uzman olarak görev yapmaktadır.


Kitap beş bölümden oluşmaktadır. Kadınların aile yapısındaki yeri, kendilerinin ağızlarından bekar kadın olma deneğimi, mahalleyi güvenlik unsuru yapan şeyler. Kadınların fiziksel güvenlikle ilgili korkularını ele almaktadır. Araştırma kapsamında 28 kadınla birebir iletişime geçmiş ve bu kadınların medeni durumları, meslekleri, eğitim düzeyleri ve yaşadıkları semtler farklılık göstermektedir. araştırmanın yapıldığı semtler Kadıköy, Bağcılar Ve Sarıyer’dir. Yaşları ise 24 ve 50 yaş aralığındadır.
İlk bölüm olan Mekanın Feminist Okumalarında yazar, araştırma yöntemlerine, araştırmayı nerede ve kimlerle yapabileceğini belirlemek, araştırma sahası ve odaklandığı konuları ele almaktadır. Erkekler üzerinde yapılan araştırmaların, insanlarının tümünü kapsadığı fikrine karşı çıkarak bilgi üretimi yoluyla kadının bağımsızlık hareketine de katkı sunması beklenmektedir. Hane halkı reisi kadın nüfusunun eğitim durumuna göre ilçe dağılımında özellikle Bakırköy, Beşiktaş, Kadıköy, Sarıyer, Şişli, Üsküdar’daki kadınların yüzde yetmiş beşi lisansüstü, Bakırköy, Esenler, Gaziosmanpaşa, Küçükçekmece, Pendik, Ümraniye’de okuma yazma bilmeyenlerin oranı yüzde otuzyedisi ve ilkokul mezunlarının oranı yüzde otuzbiridir.

Araştırma yöntemlerinde kadınların anlatımlarından yola çıkarak belirledikleri bölümleri üç temada incelemektedir.
Kadınların bekar olma durumunun bir farkındalık olarak mekanla ilişkili deneyimleri üzerine düşünerek, bu farklı olma halini, aile yapısının değişimi ve devletin sosyal politikası ile ele alınmıştır.

İkinci Bölümde ise bekarlık kavramını devletin görmek istediği üzerinde durmaktadır. Yoksa toplumda damgalı bir kategori olarak kadınların yaşadıkları yerde rahat edememelerine neden olmakta mıdır? sorusuna cevap aramaktadır. Yazar görüşme yaptığı kadınların ev seçimleri üzerine konuşurken en çok üzerinde durdukları konu rahat edecekleri, rahatça dışarı çıkabilecekleri yerleri oturmak için seçmekte olduklarını belirtmiştir. Türkiye’deki aile yapısının değişim, Mübeccel Kıray’ın Ereğli araştırması,  antropolojik nitelikli bakış açısıyla ailede kadının konumunu  anlatması açısından önemli bir kaynaktır.Aile, devlet tarafından üretimi ve yeniden üretimi garantileyen bir yapıdır.(Pierre Bourdieu 1996)
Devletin toplumsal cinsiyet ilişkilerine etkisinin kapitalist devlet olmanın bir sonucu olarak değil, devletin ataerkil doğası ile açıklar.
Kadınların mutsuz evlilikler içinde aile içi şiddete ve kötü muameleye maruz kalmasının önemli nedenlerinden biri herhangi bir barınma ya da ekonomik desteğe sahip olmamalarıdır. Devletler bekar kadınları görmezden gelmektedir. OECD’nin Doing Better For Famillies adlı raporuna göre Türkiye, Meksika, Şili ve ABD tek ebeveynli aileler için herhangi bir politika ya da sosyal yardım sağlayan ülkelerdir.

Kadınlar bekarlığın farklı, telkinsiz ve muğlak hallerine düşmemek için evliliğin sürdüğü görüntüsünü vermeye dönük taktikler geliştirmektedir.Bekarlık kavramı kirlilik kavramı ile benzeştirilerek, bekar kadınların mahallede bu kavram üzerinden nitelendirildiğine vurgu yapılmıştır.

Üçüncü Bölümde kadınlarla yapılan görüşmelere yer verilmiştir. Çalışan genç kadınların aileleri aynı kentte yaşıyorsa, ayrı bir eve çıkmaları da mümkün olamamaktadır. Kadıköy’de ki kadınlar, Bağcılardakilerden farklı gerekçelerle ailelerine yakın bölgelerde yaşamaktadır. Kadıköy’de bekar ve yalnız kadın olarak yaşamak daha kolay olduğu belirtilmekte, aileye yakın olma tercih sebebi olmaktadır. Sarıyer’de özellikle Koç Üniversitesi öğrencilerinin kiracısı olduğu bölgelerde oturan kadınların bu bölgede yaşamanın onlar açısından rahatlığından bahsetmişlerdir.

Bağcılardaki kadınlar ise ailelerine çok yakın ya da aile fertlerinin bir bölümünün yaşadığı semtleri seçmektedir. Aileler birbiri ile oldukça yakın ilişki halinde yaşamaktadırlar. Bu durum bekar kadının hem kontrolünün sağlanması hem de güvenlik gerekçeleri ile ailesi tarafından tercih edilmektedir.

Dördüncü bölümde ise başlık Güvenlik Çemberi mi, Ahlak Bekçisi mi?

Mahalle Arapça kökenli bir kelime olarak, toplumsal iletişimi, sosyal kontrolü ve düzeni sağlamak üzere oluşturulan en küçük yönetim biçimi olarak tanımlanmaktadır(Arslan,2004).

Osmanlı Dönemi’nde farklı ekonomik profilden ailelerin birlikte yaşadığı içine kapalı bir yerden söz etmek mümkündür Sosyal ve hukuki yönden bağımsız hallerden oluşmadığını, bireylerin aile kadar yaşadığı mahallenin de bir üyesi olduğunu ifade eder.

Beşinci ve son bölümde yazar, kadınların kentsel kamusal alanda fiziksel güvelikle ilgili korkularının yanında önce taciz ve cinsel saldırı kavramlarını netleştirmeye çalışmıştır. Taciz sözlü, vücut teması olmadan ve rızaya dayalı olmayan, cinsel içerikli söz, tavır veya diğer davranış biçimlerini içerir. Cinsel saldırı, rızaya dayalı olmayan cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığının ihlali söz konusudur (Ankara Üniversitesi 2013).
Kadın cinayetlerini durduracağız Platformuna göre kadınların yüzde kırk yedisinin öldürülme nedeni kadınların kendi hayatlarına dair verdikleri kararlardan kaynaklanır. Kadınların yüzde kırkı kocası tarafından öldürülmekte, bu kadınların yüzde 50’si İstanbul’da gerçekleşmiştir.
Kadınların faillerinin yüzde 88’i tanıdıkları kişiler tarafından gerçekleşmesi kadına yönelik şiddetin toplumsal rollerdeki değişimle ilişki boyutuna işaret etmektedir.

Yine de Türkiye’de kadınlar özellikle aile içindeki şiddeti dillendirmemeyi, gizli tutmayı tercih etmektedirler.
Kadınların kentte güvende olmama halinin en büyük ölçüde erkek şiddeti, cinsel taciz ve cinsel saldırıdan duyulan korkuyla ilişkili olduğu ve bu korkusunda kadınların şehri kullanımında sınırlılıklar getirdiğini görülmemektedir. Kadınlar bu korkularıyla baş etmek için oturdukları semtleri ona göre seçmekte, giyeceklerini ona göre belirlemek zorunda bırakılmışlardır.
Kitap farkındağın oluşması açısında oldukça faydalı.
Yararlanılan kaynaklar
Kıray, Mübeccel, Eğerğli, İletişim Yayınları, Anakara, 1964
Aslan, Şükrü, 1 Mayıs Mahallesi, İletişim Yayınları, İstanbul, 2004
Mardin , Şerif, Mahalle Baskısı, Ne Demek İstedim?, 2008, http:rusençakır.com/Prof-Serif-Mardin-Mahalle-Baskısı-Ne-Demek-İstedim/2008
Ortaylı, İlber, Osmanlı Toplumunda Aile, Pan Yayıncılık, İstanbul, 2000.
Douglas, Mary, Saflık Ve Tehlike, Metis Yayınları, İstanbul, 1966/2007
Çakır , Ruşen ve Bozan , İrfan , Mahalle Baskısı Var mı Yok mu?, Doğan Kitap, İstanbul, 2009
Diğer İnternet Kaynakları;
İyi okumalar.




12 Aralık 2018 Çarşamba

Mike Davis, GECEKONDU GEZEGENİ- PLANET OF SLUMS


1946 yılında doğan Amerikalı yazar (kent kuramcısı, tarihçi ve aktivist ) , halen California Üniversitesi’nde tarih bölümünde ders vermektedir. Kendini enternasyonalist bir sosyalist ve Marksist çevreci olarak tanımlayan yazar kitabında bu çevreciliğini ve duyarlılığını ayrıntılarda hissettirmektedir.
Kitap 8 bölümden oluşmaktadır. Bu sekiz bölüm birbiriyle bağlantılı bilgileri vermektedir. Kitap anlaşılır ve akıcı bir dille yazılmıştır. Kitabın adının Gecekondu Gezegeni olarak seçilmiş olması kitabın içeriği ile uyumludur. Çünkü son yıllarda  gecekondulaşma sanayinin atması ile çok artmıştır ve bu artış gün geçtikçe hızlanmaktadır. Tarım imkanları bu sektörde çalışanlar azaldığından düşüş yaşamış, tarım işçileri kentlere göç ederek buralarda şehrin çevresindeki bölgelerde hayata tutunmaya çalışmışlardır . Kitap, kentli nüfusun bu insanlara bakış açısını , gecekonduda yaşayan bu insanların yaşadığı zorlukları ve bu zorluların ana sebeplerini açıklamaktadır.
İlk bölümde dünyanın hızla artmakta olan kent nüfusunun yıllara göre artışını ve bölgelere göre dağılımını ayrıntılı bir biçimde incelenmesini konu edinmiştir. Yeni dünya merkezleri olan Çin ve Tokyo arasındaki bölgede meydana gelen sanayileşme sonucunda insanlar kırsaldan kentlere doğru yoğun bir biçimde akın etmiştir. Yazar bütün dünyada artan bu kentleşme sürecini  1980’ler 1990’ların başları arasında kıtlığın olması, reel ücretlerin , fiyatların artması, kentsel işsizlik oranının fahiş bir şekilde artmasına rağmen arttığını belirmiş ve bunun sebebini IMF ve Dünya Bankası’nın dayattığı tarımsal reformlar  ve mali disiplin politikalarının, kentler iş göremez olsa dahi buradaki gecekondu mahalleleri ile bir kırsal işgücü yaratamaya devam etmesinde saklı olduğunu belirtmektedir.
Özellikle Çin, Güneydoğu Asya’nın büyük bir bölümü , Hindistan, Mısır, Ve Batı Afrika’da kırsal ile kent arasında meydana gelen ne kırsal ne de kentsel olan bir kent yapısı oluşmuştur. Yazara göre geleceğin kentleri gecekondulaşmanın bu kadar yoğun devam etmesi sürecek olursa, tuğla, saman, geri dönüştürülmüş plastik, briket ve hurda tahtadan inşa edilecektir.
İkinci bölümde, Gece kondu mahallelerinin yaygınlığına değinilmiştir. BM ve HABİTAT adına Londra Universty Collage’daki kalkınma planlaması biriminin gerçekleştirdiği The Change Of Slums araştırma isimli sonucunda Abidjan’ dan Sidney’ e kadar 34 metropolde yoksulluğu, gecekondu mahallelerinin koşulları ve konut politikası konularında yapılmış vaka çalışmaları yapılmıştır. Gecekondu sakinlerinin gelişmiş ülkelerin kent nüfusunun yüzde 6’sını oluştururken, azgelişmiş ülkelerde bu oran 78,2’dir. gecekondu en yaygın olduğu yerler Etiyopya, Çad, Afganistan ve Nepal’dir . Bombay gecekondu başkenti kabul edilmektedir.
Bütün gecekonduların ortak özellikleri incelendiğinde, viran evler, aşırı kalabalık, hastalık , yoksulluk ve ahlak düşkünlüğünün bir karışımı olarak kabul edilir.   
Üçüncü bölümde yazar, yoksul kentlilerin konut maliyeti, zilyetlik güvencesi , barınma kapasitesi, iş güzergahı, kişisel güvenlik konularında yetersiz olmalarına rağmen  rağbet göstermesinin en büyük sebebinin işyerine yakınlık olduğu kararına varmaktadır. İnsanlar işyerlerine kolay ulaşabilmek adına sokakta dahi kalmayı kabul etmektedir.

Kent merkezlerinde yaşayanların en kötü durumda olanlarının kafes insanları olduğu bu konutların bekarlar tarafından tercih edildiğini ve burada kalınacak yerlerin 1,80 m2 bir alandan ibaret olduğu üzerinde durulmaktadır.
Kitap aynı zamanda Latife Tekin İstanbul’un kenar mahallelerine neden gecekondu adının verildiğini açıklar. Çiçektepe kahramanları, yetkililerin her sabah yıktıkları evi tekrar inşa ettiklerini ve hükümetin en sonunda pes ettiğini açıklamıştır.
Yasal tapunun olduğu durumlarda genellikle arazi sahibi bir spekülatördür. Fakir kiracılara gecekondu kiralayarak daha da zengin olmakta, kendisi artık gecekondu da yaşamamaktadır.
Dördüncü  bölümde yazara göre Devlet’in insanlara ihaneti , köylülerin kentli olmasını engellemek için kentin dışında belli bölgelere yerleştirerek orada yaşamaları sağlamış olmasıdır. Bunun en büyük sebebi İngiltere gibi böl yönet politikasına sahip ülkelerin,  yerlilerin şehir dışında kalmalarını sağlayarak, birlik oluşturmalarını engellemekti. Birlik oluşturmaları kurdukları bütünlüğün bozulmasına neden olabileceğinden bunu itina ile yapmışlardır.
Yerli bölgeler asgari düzeyde olsa dahi temel hıfzıssıhha altyapısı götürmeye yanaşmamasının sebebi pintilik değil, yerlilerin kentte bir hakları olmadığını simgelemek içindir.
Beşinci bölümde  1972 ile 1990 yılları arasında Dünya Bankası 55 ülkede toplam 116 yer hizmet veya gecekondu mahallesinde iyileştirme projesine destek verildiğinden bahsedilmiştir. Ulusal projeler konusunda hakimiyet sağlanmaya çalışılmıştır. Asıl yapılması gereken yenileme değil tam bir düzen sağlanmasıdır. Yardım kurumları aslında gecekondulaşmayı yok etmek istememektedir. Asıl amaç bağımlı hale getirmektir.
Bu bağımlılıktan en çok kadın ve çocukların etkilendiği,  özellikle çocukların köle gibi kullanıldığı Hindistan gibi ülkelerde, çocukların çok kötü şartlarda çalıştırıldığı , karanlık yerlerde gözü yoran işlerin yapılmasına zorlanmasında kaynaklanan  kör olma durumları, tutsak tutulmalar, işkence görmelere değinmiştir.  Kadınlarında,  tuvaleti bile bulunmayan bölgelerde yaşamak zorunda bırakılması nedeniyle geceleri ihtiyaçlarını gidermek zorunda kalmalarını ve bu zorunluluğun taciz riskini arttırdığından bahsetmiştir.
Altıncı bölümde, gecekondu bölgesinin ilk şartının kötü bir jeoloji olduğu söylenmektedir. Bir çok doğal afet sonucundan binlerce insan hayatını kaybetmiştir. Deprem aslında büyük binaların sorunu gibi görünse de aslında bundan en fazla gecekondular etkilenmektedir. Bunların en büyük örneklerinden biri Türkiye’de meydana gelen Sakarya depremidir. Sadece deprem değil, sel , volkanik bölgelerde oluşturulmuş gecekondu bölgelerinin hepsi, insanların zor koşullar altında yaşamasına neden olmaktadır.
Yedinci bölümde, üzerinde durulan konu Kentlerdeki büyümenin orantısızlığından, enformasyon teknolojisi sektörüne yapılan aşırı derecede spekülatif yatırım tarımın durmasına, altyapının ise bozulmasına neden olmasıdır. Bebek ölümleri gelişmiş ülkelerde bile artış göstermektedir. Bütün dünyada dengeler bozulmakta, açlıktan ölümler artmaktadır.
Sekizinci  bölüm yani son bölümde ise diğer bölümlerin ekonomik göstergeleri üzerinde biraz daha durduğu bir bölüm olmuştur.
Kitap bölgesel nitelikte bir kitap olmadığından birçok ülke hakkında veri elde edilebilmesini sağlamıştır. Bölgelerde yapılan araştırmalara, sosyologların incelemelerine oldukça geniş yer verildiğinden, oldukça açıklayıcı olmuştur. Gelecekte gecekondu yapılaşmasının artacağı ve bunun sonucunda insanları nelerin beklediği konusuna açıklık getirmiştir. Ve bu durumun asıl ve gizli nedenleri üzerleri üzerinde durulmuştur. Kadınların , çocukların bu durumlardan en kötü etkilenen kişiler olduğunu açıkça gözler önüne sermiştir. Bu yüzden aydınlatıcı ve çok faydalı bir kitap olduğu kanısındayım.

ÇEKİLİŞ SONUCU

  ÇEKİLİŞ SONUCU Merhaba çekilişleri sonucunu yoğunluk sebebiyle biraz geç açıklıyorum umarım yeni yıl sizlere uğurlu gelir. Çekiliş sonucu ...